ABD, gelişmiş nükleer enerji teknolojilerinde adımlarını hızlandırıyor. Enerji Bakanlığı, Başkan Trump döneminde başlatılan Nükleer Reaktör Pilot Programı kapsamında 11 farklı yeni nesil reaktör projesine destek vereceğini açıkladı. Amaç, 4 Temmuz 2026’ya kadar en az üç test reaktörünü inşa etmek, çalıştırmak ve belli bir seviyeye ulaştırmak. Böylece hem deneme süreci hızlanacak hem de gelecekteki ticari lisans başvuruları daha kısa sürede sonuçlanabilecek.
Seçilen projeler, ABD’nin nükleer enerji alanındaki konumunu güçlendirmeyi ve ulusal laboratuvarlar dışında, gerçek saha koşullarında yeni tasarımların test edilmesini hedefliyor. Programın dikkat çeken noktası, projelerin tüm maliyet yükünü şirketlerin üstlenmesi. Tasarım, üretim, inşa, işletme ve devre dışı bırakma süreçleri tamamen özel sektör kaynaklarıyla yürütülecek. Bu sayede hem kamu yükü azaltılacak hem de şirketler özel finansman kanallarına daha kolay ulaşabilecek.
Projeler arasında öne çıkanlardan biri, Kanada merkezli Terrestrial Energy’nin geliştirdiği TETRA girişimi. Bu proje, Integral Molten Salt Reactor teknolojisini kullanarak 822 MWth / 390 MWe kapasiteyle yüksek verimli buhar türbinlerini çalıştırmayı ve düşük maliyetli elektrik üretimini mümkün kılmayı hedefliyor.
Bir diğer dikkat çeken girişim ise, OpenAI kurucusu Sam Altman’ın yatırım yaptığı Oklo. Şirket, Idaho’da inşa edilecek Aurora Nükleer Santrali ile 75 megavat elektrik üretmenin yanı sıra kullanılabilir ısı sağlamayı planlıyor.
Bu yıl tanıtılan Aalo Atomics’in Aalo Pod reaktörü de listede. Tamamen modüler yapıya sahip olan bu Extra Modular Reactor, 50 MWe kapasiteyle başlıyor ve enerji talebine göre 100 MW’tan binlerce megavata kadar ölçeklenebiliyor. Özellikle veri merkezlerinin enerji ihtiyacına yönelik geliştirilen bu tasarım, esnek yapısıyla dikkat çekiyor.
Enerji Bakanlığı’nın açıkladığı diğer projeler arasında Antares Nuclear, Atomic Alchemy, Deep Fission, Last Energy, Natura Resources, Radiant Industries ve Valar Atomics yer alıyor. Bu girişimler, ABD’nin enerji arz güvenliğini güçlendirmesi ve düşük karbonlu enerji üretiminde rekabet avantajını koruması açısından önemli bir adım olarak görülüyor.
